Biz ne ara kötü olduk?

Hikmet Savatlı - 17 Haziran 2018

Babalar Günü

Hikmet Savatlı - 17 Haziran 2018
hikmetsavatli_biziyimiydikki_koseyazısı
hikmetsavatli_babalargunu_koseyazisi

Babalar günü…

Öncelikle her zaman söylediğim “ben tek günlük kutlamalardan yana değil; 365 gün olan, heves ile değil nefes ile yapılan sevgilerin insanıyım” felsefemi en baştan yazayım.

Babalar günü diye oturup bir yazı kaleme almak için değil içimden gelenleri tarihe gömmek için bu yazıyı kaleme alıyorum. Günü gelince Aren Ege okuyacak ve belki bir nebze olsun gülümseyecek yada hiç oralı olmayacak… olsun ben duygularımı omuzları üstüne alıp dünyanın sonuna yürüyen bir adamım.

“Baba olunca anlarsın” diyor babam. Hakikaten bazı şeyler baba olunca anlanıyor. “Yoruldum baba” demiyor mu! Alıyorum omzuma, kolay değil 25 kilo, geziyoruz beraber. Omuzumun üstüne şarkılar söylüyor, zıplıyor, sağa sola laf atıyor. Onu Disneyland’e götürdüğümde telefondaki adımsayara göre 30 bin üzeri adım atmışız (Ayşın ile) o kadar yorulmuşum ki bir yudum su içmek için sırt üstü yere yatıp yağmur yağsın diye dua edecek haldeyken; “baba yoruldum” demiyor mu…

Bacaklarım olmasa bile seni sırtıma alır, gerekirse sürüne sürüne nereye istersen oraya giderim oğlum. Omuzunda yoruldum beni kucağına al baba diyor, hatta “gucak” diyor ve biz hala düzeltmiyoruz.

Çocuk yatağında yatsın, şöyle olmasın, böyle olmasın diyen kalıpçı anne-babalardan değiliz. Gelsin bizimle yatsın, mümkün olduğu kadar bizimle vakit geçirsin. Zaten ileride bizi “sıkıcı” yada artık o zaman ne denecekse o türden bulacak…

Eskisi gibi her anını telefona kaydedeyim, hiç birşey kaçırmayayım demiyorum. Onunla daha sık iletişim içinde olup, onu daha çok yaşamayı deniyorum. Onun sevdiği şeyleri ben sevmesem bile yapmaya çalışıyorum, biliyor musunuz eğer biraz sevsin elimden geleni yapar, gerekirse oyun/aktivite arkadaşı bile olurum.

Ben Galatasaray’ı tutuyorum, Ege annesinin takımını tutuyor. Bir gün demedim gel benim takımımı tut diye! Hatta gidip oğluma fener forması aldım, Hem de her rengini! Biraz daha büyüsün onu maça da götürürüm. Onunla beraber hop oturup hop kalkarım. Bunu onu sevdiğim için yaparım, arkadaşı olduğum için yaparım, babası olduğum için yaparım, en önemlisi yanında olduğum için, mutlu olması için yaparım. Arada bir takılırım diyeceğim ama; kendimizi kandırmayalım genelde takılırım, dalgamı da geçerim o da bana takılacak.

Çocukla çocuk olunur mu? Bal gibi olunur! Hatta herkes çocuğu ile çocuk olmalı. Biz babamla küçükken bilgisayar oyunu oynardık. O gün PlayStation’ımız olsa Fifa oynardık muhtemelen. Annemle oyuncak arabaları yarıştırırdık…

Ege ile bunu başarıyoruz. Ben zombi oluyorum, vampir oluyorum. “Zombilerin şafağı”, “Tanrı’lar kurban istiyor”, gibi saçma oyunlarımız var. Bazen Ege bir dinozor oluyor ve evde annesi ile beni kovalıyor. Biz çok eğleniyoruz.

Diyeceğim o ki çocukla çocuk olmak, onları hızlıca çar çabuk büyütmekten daha güzel. Hayat yolunda hepimiz zaten büyüyoruz ve yaşadığımız hayatlar kolay olmayan hayatlar. Bu sebeple ne kadar geç hayatın acısı ruhuna karışır benim için o kadar iyi.

Diyeceğim şu ki; insan sevgilisini, babasını, annesini, (ve daha kapitalist ne gün varsa) anmamalı.

Ben Ege’ye bunları öğretmeye, ruhumdan tohumlar kopartıp onun bakir ruhunda filizlendirmeye gayret ediyorum. Bana Aren Ege gibi bir çocuk veren, attığım her adımda benim yanımda olup, benimle aynı yönde yürüyen bir hayat arkadaşım olmasa benim de renklerim solar. Şimdi söyleyin bana ben sevgilimi yılda bir kere mi anayım?

Bu gün Ayşın bizi Coney Island’da lunaparka götürdü. Babalar günü hediyem bir gün çocuk olmaktı. Hem güldük, hem mutlu olduk hem de birlikte kaliteli zaman geçirdik. Teşekkürler sevgilim…

Ne insanlar var aynı odada susarlar! Biz kalbimizle konuşuyoruz demeyin; bakmayı ve görmeyi düşünün ve bir sonuca varın. Bedenen değil kalben yanında olun karşınızdakinin.

Ben bir gün yaratıcı’nın alnıma yazdığı şekilde senin yanında olmayı bırakacağım oğlum. (Umarım olabileceği en geç zamanda olur) o zaman neye inanmak istediğini sen kendin seçmiş olacağından bu durumu olgunlukla karşıla. Sana yalan söylemeyeceğim nereye gittiğimi ve ne ile karşılaşacağımı ben de bilmiyorum. Yanına gelemem ama umarım annen ile içine ektiğimiz tohumlar kocaman bir orman olmuştur. Belki bir vakit sırtını yasladığın o ağaç ben olacağım oğlum, belki dallarıma konan o kuş annen olacak. Ne zaman oraya gelsen biz senin anılarında olacağız.

Baba olduğum zamandan bu güne anladığım bunlar. Hala öğreniyorum, Tanrı bizleri birbirimizden ayırmasın…

Kimi insanların annesi babasıdır, kimin babasıysa annesi. Diyorum ya, hayatın acısı kiminin içine, kiminin gözüne kaçıyor. Mezar taşları sarılmak için çok soğuktur bu sebeple hayattayken sarılın anne-babanıza sıcaklıklarını hissedin. Sarılacak hiç kimseniz yoksa evladınıza sarılın onların içinde annenizden, babanızdan, kaybettiklerinizden parçalar bulacaksınız.

Babalarım; Tevfik Savatlı ve Adnan Akyarlı ‘nın büyük babam; Hikmet Savatlı’nın, Dedem; Mehmet Sisli’nin, Güzel dayı’m; Sadık Sisli’nin, dedem Hasan Akyarlı’nın ve Turgut Artuç’un “babalarımız” olmaları vesilesi ellerinden öpüyor ve tebrikler ediyorum. İyi ki sizlerden gelen genleri, aklı, bilgeliği ve sevgiyi Aren Ege’ye aktaran bir kilit taş olmuşum…

(Keşke aramızda olmayanlarına sıkı sıkı sarılabilsek)

Hikmet Savatlı