Yine geldi o gün…

Hikmet Savatlı - 21 Ocak 2016

Üzülüyorum o halde insanım.

Hikmet Savatlı - 21 Ocak 2016

Bir varmış bir yokmuş…

Hikmet Savatlı - 21 Ocak 2016
hikmetsavatli_yinegeldiogün_köşeyazısı
hikmetsavatli_nice_bitpazarı_üzülüyorumohaldeinsanım_köşeyazısı
hikmetsavatli_birvarmışbiryokmuş_köşeyazısı

Bir var oluş bir yok oluş, işte hayatın özü budur. Abrakadabra gibi bir yok etme ya da var etme sözcüğü yoktur hayatın. Çocukluktan alıştırıldık bir varmış bir yokmuş ile uyutulmaya. Hep gökten düşecek üç elmayı bekledik, kim bilir kimler muratlarına erecek ve biz onların kerevetine çıkacaktık. Bir nevi masalda bahsi geçen sihirli olayların neticesinde mutluluğu yakalayan kişilerin mutluluğu ile gerdeğe girme hevesimizdir. Başkasının mutluluğu ile mutlu olmaktır kısaca…

Masallarda cereyan eden olağanüstü halden nasiplenerek mutlu sonu yakalayan kahramanının hikayesi dilden dile anlatılırken, “var” olan dünyaya döndüğümüzde bu sihir kaybolur.

Alaeddin mesela, alelade bir hırsızken sihirli lamba bulmasaydı prenses Yasemin’in tırnağını görebilir miydi? Bu arada neden üç dilek hakkından ilkini sonsuz dilek hakkına çevirmez hiç anlamamışımdır! İşte masallardan ayrıldığımız yer tam da burası. Ayaklar altındaki bu dünya sihir yoksunudur. Aslında hepimiz fakru zaruret içerisinde bulunan bir Aleaddiniz, açıkça söyleyim ne sihirli bir lamba bulabileceğiz ne de uçan bir halı.

Karma felsefesinin bunaltıcı baskısı

Secret diye bir şey yapılıyordu; sır ya da giz diye çevrilmiş olabilir. Ne istiyorsan ona konsantre oluyorsun ve evren’in sana bir güzellik yapmasını bekliyorsun. Mesele evrene doğru mesajı verebilmek. Bunun için kafanda bir döngü yaratıp kendine göre bir inanç sistemi geliştiriyorsun. Bunun üzerine hinduizmden arakladığın felsefeyi de ekleyince. Çarkları döndüğünde inanmaya başlıyorsun. Nasıl mı? “Önüne açılan eli görmezden gelme, o tanrının elidir” sözünü duyup bir dilenciye sadaka veriyorsun, sonra bir Piyango bileti alıp ikramiyenin sana çıkacağı konusunda yaptığın iyiliği evrene savurdugundan dolayı bana çıktı diyorsun. Her türlü inanıştan bir patchwork yaptığımıza göre hakikaten adı artık karma olmuştur.

Bak şimdi aklında “yok” olan birseyi “var” ettim. Şu an sen de bu düzlemde kendini sorguluyorsun.

Hiçbir şey yoktan var, Vardan yok olamaz ile başlayıp; herşey enerjidir ve enerji yok olmaz dönüşür, anlayışı ile devam eden dünyaya yaptığımız katkıyı gururla sunuyorum.

Peki şimdi neye inanmak gerekir?

Herşeyin bir döngü ile açıklandığı dünyada  düşüncelerin döngüsel bir yapıya sahip olduğunu ama başladığı yere gelmediğini Spiral bir yapıda olduğu kanaatindeyim. Evrim için Allah yarattı olduk diyorsan şu an ne demek istediğimi anlayamazsın. Darwinizim bu spiral yapı ile kafasindakileri dünyaya açmış, bizler döne döne, yani evrilerek bu basamakları çıkıyoruz. Başladığımız noktaya dönmediğimiz için kendi adıma mutluyum.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… Babam kaptı şişeyi, annem kaptı maşayı, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi vb. tekerlemelerle başlayan masalları dinlemiş ve hiç bu yönden bakmamışızdır. Dağ gibi adam şuradaydı. Hık hık hık dedi gitti… var dı yok oldu.

Şöyle izah edeyim enerjisi yer değiştirdi. Beden dünyevi döngüye girerken, ruhun yolculuğu konusunda sarmal merdivenleri çıktığına olan inancım sonsuz.

Hayat bu… mucizeler sihirli sözcükler ile olmuyor. 7/24 evrene mesaj göndereceğim diye ayrıca dertlemeye gerek yok. Yaratıcı kuralları istediği gibi değiştirirken sana kullanma klavuzu ve bunu anlatması için birini gönderiyor.

Masallar masallar…

Kim bilir belki Matrix gerçektir?

Hikmet SAVATLI | The Wisdom