Stephen King Chef olsaydı…

Hikmet Savatlı - 8 Nisan 2015

Sadık Sisli Anısına…

Hikmet Savatlı - 8 Nisan 2015

Karnaval Seyahatnamesi

Hikmet Savatlı - 8 Nisan 2015
city-mersin-stephen-king-chef-olsaydi-hikmet-savatli1-620x330
20376_474163020595_4347176_n
city-mersin-hikmet-savatli-karnaval-seyahati-620x330

 

Adananın yolları taştan, karnaval diye çıktık baştan…

 

Düştük yollara, sabahın körü daha kargalar icraata girişmemişken kendimizi uçağa attık. Kuş gibi gittik ve kuş gibi geldik. Oğlum olana kadar uçakta herhangi bir bebeğin yanımda yönümde olmasına tahammül edemezdim. Zira biri ağlamaya başladı mı, bebeler korosu olarak surround bir sistem dahilinde beyin delme operasyonuna başlıyorlar. Tabi tek sıkıntılı ben değilim, başka yolculardan psikolojik baskılar gelmeye başlar yavaş yavaş, “cık cık”lar, “te allahım”lar vs… Bebek olduktan sonra yolculukta başka bir boyuta geçtim. Şimdi daha rahat davranıyor, elimden gelen bir yardımı yapmaya gayret ediyorum.

 

Bebek ile yolculuk için gereksinimler;

 

  • En az bir bebek (çocuğun kimliğini sakın unutma)
  • Bir puset,
  • Bebek yatağı (gidilecek yerin durumuna göre değişkenlik gösterebilir),
  • Muhtelif bebek eşyaları (kıyafet, oyuncak, emzik (yedek emzik, yedeğin yedeği ve onun yedeği), bebek bezi, ayakkabı, kullanıyorsa aksesuar vb…)
  • Araç koltuğu (bebek 6 aydan küçükse mutlak götürülmeli)

Bu eşyaları beş başlık altında toplayıp, bir de kendi eşyalarını da bir küçük valiz olarak altı parça olarak sonlandıralım.

 

Tek kişi olarak seyahat eden ebeveyn eğer ki bir ahtapot değilse, fazladan taşıma gücü gereksinimine ihtiyaç duyulur. Allahtan biz çekirdek aile olarak yolculuk ediyoruz, sevgilim ve ben iyi bir ekibiz anne baba olarak bu işlere alıştık sorumluluklarımızı bölerek bu tarz zorlukların üstesinden gelebiliyoruz.

Eşya taşımak her ne kadar kolay olsa da, yaşadığımız memlekette insana verilen değer söz konusu olduğunda ben bir kamyon eşyayı dikiş ipi ile çekmeyi daha kolay bulurum.

 

Nasıl mı? Şöyle ki;

 

Yaşadığın şehirse, kaldırımlarda sarı bir yardım çizgisi var değil mi? Bu çizgi engelli vatandaşların, gidecekleri yere daha kolay gidebilmesi için onlara yardımcı olmak amacı ile yapılmasına karşın o çizgilerin üzerine masa atan esnaf veya araba parkeden insan (!) için ne söylemek istersin?

Sen görebiliyorsun ve göz göre göre, göremeyen adamın önüne engel oluyorsun. Zavallı görme engelli vatandaş, hem kendi engeli ile hem de seninle uğraşıyor! Yazın “sokak hayvanları için kapınızın önüne bir kap su bırakın” kampanyalarının teşvik edildiği toplumumuzda engeli olan vatandaşın halini düşünebilmek çok mu zor?

 

Ne yazık ki düşünmek, erdem sahibi olmak Türkiye toplumunda pek revaçta değil! Ne yazık ki herkes kendi bakış açısı ile hareket ediyor. Tahammül sınırı olmayan bir toplumda bir engel ile yaşamanın ne denli zor olduğunu kimse anlamak istemediği gibi, düşünmez bile!

 

Halı sahada top oynarken, lifin atsa, altı ay alçıda kalıp ayağı olmayan bir insanın bu ülkede ne yaşadığını anlaman hiç de zor olmaz! Bir sokağa çık bakalım araba konmasın diye gökdelen gibi yapılmış kaldırımları. O alçıdaki bacak kalkmaz kardeşim!

 

Aynı durum hamile, yaşlı ve bebekli insanlar için de geçerlidir. Dünyanın birçok medeni ülkesinde, hamile ve yaşlılara tanınan bir takım ayrıcalıklar vardır. Bu ayrıcalıklar devlet dairelerinde en katı şekillerde uygulanır. Bunun amacı devletin hamileye, yaşlıya, engelliye sahip çıkması ve ülkede bulunan herkesin buna dikkat etmesini sağlamaya çalışmaktır!

 

Hava alanında uygulanan güvenlik önlemleri tartışmaya açıktır. 35 yaşındayım, beş yaşından beri uçağa binerim, yedi kıtanın üçünde bulunup farklı havayolları ile uçtum. Bu konuda en uygar ülke şu an için Portekiz. Portekiz’de, hamile, yaşlı ve çocuklular için; ayrı pasaport kuyruğu, markette ayrı ödeme sırası, otobüste ayrı oturma yerleri bulunuyor.

 

Bizim ülkemizde ise, iki satır yazı ile fiiliyatta bir uygulama var! “hamile ve yaşlı yolculara öncelik veriniz” Veriniz! Ama kimsenin umurunda değil, sanki uçağa en son binersen koridora tabure atacaklar, sanki ayakta gideceksin!

 

Türkiye’nin en büyük iç hatları (İzmir Adnan Menderes) havaalanından Türkiye’nin sözde 4. Büyük şehri Adana’mızın “BUTİK” havaalanına uçtuk! Oğlumuzun kimliğini almayı unutmuşuz, bu sebepten çocuğun bizim olduğunu kanıtlamamız gerekli. GBT (Genel Bilgi Taraması) yapılacak, İzmir kontuarda bulunan arkadaş son derece yardımcı olmaya gayretli, bizi güvenlikten geçirip polis bürosuna götürdü ve işlemleri yapmamızda yardımcı oldu. Havaalanı geniş rahat ve konforlu, GBT yapıldı uçağa gitmek için otobüse bindiğimizde, bebek arabasında bir kadın yada diğer yaşça büyük bir kimseye yer veren olmadığı gibi, sardalye konservesi mantığı ile bir güzel sıkıştırıldık!

 

Sorunsuz ve rötarsız sağ salim Adana’ya geldik. Dönüş fazlası ile sancılıydı! Karnaval bitmiş, evli evine köylü köyüne dönecek 10 dakika ara ile bir uçak kalkıyor! Oğlumuzu x-ray cihazından geçirmek istemedik, oradaki güvenlik görevlisinin yüksek ihtisasını atom mühendisliği alanında yapıp radyasyon konusunda duayen biri olacağını bilemedik, bize verdiği brifing sonrası lanet olsun diyerek cihazdan geçtik!

 

Herkes kendi bakış açısından yaşadığı ve ortak yaşam ne demek bilmedikleri için sırada kavgalanmalar ve gerilimler baş gösteriyor. Online check in’imiz var, oğlumuzun kimliğini unuttuğumuzu dün sabah geldiğimizi ve aynı şirketle döndüğümüzü ve Aren Ege için GBT yapılması gerektiğini (beyni var sandığımız aslında, insan suretindeki odun olan) arkadaşa nazikçe söylüyoruz!

-“gidip polise GBT yaptırmanız lazım” dedi, sevgilim sırada beklerken ben oğlumla polis bürosuna gittim. Tabi ara ki polis bulasın, silah teslime gittim. Frekansları tutturmak için tane tane derdimi anlattığımda aldığım cevap; -“anası nerde bunun! “ oldu. Yaklaşık iki dakika sürecek bir iş için en son bir kağıt kalem ve şema ile yaptığım çizim sayesinde, GBT yerine “uçağa binmesinde bir sakınca yoktur” belgesi alarak kontuara gidip biniş kartlarımızı aldık.

 

Tekrardan soyunduk, tüm eşyalar ikinci kez x-ray cihazına koyduk. -masumane bir şekilde “bebek yoruldu arabasını yandan geçirsek olur mu?” dediğimde -Halt, Nein! Gibi bir doğu alman polis tutumu ile karşılaştık.

 

Koltukların çoğu dolu, insanlar başka insanlarla muhatap olmayı engellemek için, yanlarındaki boş koltuklara eşyalarını koyan ve cep telefonu, gazete, dergi gibi materyallere kafalarını gömen devekuşu familyasından olduklarını kanıtlarcasına sıkıntı ile uçak bekliyorlardı. Dedim ya hava alanı “BUTİK” bir koltuk bulduk, oğlum arabasında ben de ayakta dikiliyorum. Bu sırada ortadaki koltuğa dizüstü bilgisayarı çantasını ve kitabını koyan orta yaşlı bir çift yanımızda. Sevgilim bana sen de bir yere otur diyor, ben ayakta iyiyim her yer dolu oturacak yer yok diyorum. Hani belki toparlanırlar, zaten eşya indir kaldır, soyun dökün, terlemişim, ama nafile!

 

Sıraya(!) giriyoruz, medeni ülkelerde sıra A noktasından B noktasın uzanan bir yapıyken ülkemizde sıra A noktasında yığılma ile sınırlı kalan bir olaydır. Tek kural vardır, önüme geçemezsin! Ama arkamda nereye girdiğin mühim değildir! Uçağa direk bineyim, eşyalarımı bir yere tıkıp kulaklığımı takıp kendimi dünyadan soyutlayayım mantığı güdülmelidir!

 

İnsanlık biyolojik bir gösterim değildir! Yeri gelir “hayvan” diye bildiğin bir canlıdan “insanlık” dersi alırsın! Sen, sen ol bir aynaya bak! Etinden kemiğinden sıyrıl, ruhunun derinliklerindeki en küçük hücreye bölünerek git ve orada “insanlık” ara. Öyle bir maden bul ki çıkarıp onu başkaları ile paylaş!

Doğru ya, ben otobüse, asansöre binmeyi bilmeyen; oturmasını kalkmasını artık ailesinden değil de TV’dan öğrenerek “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diye atasözü olan bir topluma mensup biri olarak neler anlatıyorum değil mi?

 

Gün gelir o yılan seni sokar da imdat diyecek, yardım dilenecek insan bulamazsın canım kardeşim! Demedi deme…

 

Hikmet Savatlı | TheWisdom