Bir varmış bir yokmuş…

Hikmet Savatlı - 27 Ocak 2016

Suriye – Toledo – Amed Üçgeni

Hikmet Savatlı - 27 Ocak 2016

Üzülüyorum o halde insanım.

Hikmet Savatlı - 27 Ocak 2016
hikmetsavatli_birvarmışbiryokmuş_köşeyazısı
hikmetsavatli_toledoamed_köşeyazısı
hikmetsavatli_nice_bitpazarı_üzülüyorumohaldeinsanım_köşeyazısı

Geçenlerde sevgilim ve oğlum ile birlikte Nice’te antika pazarını geziyoruz. Akıl almayacak yaşanmışlıklar satılığa çıkartılmış. Belki kullanılmadığı için belki de ihtiyaç için insanlar biriktirdikleri anılarını satıyorlar.

Bir evde içinde yaşanmışlık olan her türlü eşyayı burada bulmak mümkün. Tilki kürkünden çatal bıçak takımına, çerçeveden gramofona. Magazasinda onbin Euro olan çanta bile dört bin euroya burada. Ben biraz fotoğraf çekerim; sevgilim ev için değişik bir şeyler bulursa alır, oğlum zaten kuşları kovalamaca ile meşgul.

Çocukluğumda bizim evde olan horoz heykeller ile karşılaştım. Acaba bizimkiler nerede diye düşündüm, biraz üzüldüm biraz da Fransa gibi bir yerde çocukluğum ile karşılaşıp sevindim. Sonra aklıma, okuduğum Cours Saleya bölgesinde geçen bir Tenten karikatürü geldi. Hayal gücü kuvvetli bir adamın o sırada Tenten’in orada bir yerlerde olabileceğini düşünmesi kuvvetle muhtemelken; Tenten’in köpeği Fındık’a benzeyen bembeyaz bir köpek görmemiz bir oldu.

Oğlum o sırada köpeği kovalamak istedi. Tam yavaş yavaş onun peşinden koşuyorduk ki annanemin evinde duran eski bir radyonun benzeri ile karşılaştım. Aklıma gizli gizli gidip kapalı radyonun kanal düğmesini çevirip kırmızı çizginin yer değiştirmesini izleyip. Evrende bulunan uzaylıları radyo dalgaları ile bulabileceğimi düşündüğüm zamanlar geldi.

Sadece bu kadar değil, çünkü burası çok büyük ve birçok anı var satılığa çıkarılmış. Sabah erken saatlerde açılan pazar için esnaf itina ile hazırlanırken eşyaları itina ile yerleştiriyorlardı. O kadar özenli ve Dikkatliydiler ki… Yaşanmışlıklara olan saygıdan değil tabi, ama ben öyle düşünmeyi istiyorum. Esasen çiçek pazarı olan bu bölgeye haftada bir kurulan antika pazarını gezmek üzere program yapmamızın sebebi bu.

Yaşanmışlık dolu eski eşyalar zamanında eski diye atılıp yenileri alınırdı. Çok az insanın paşa dedesinden vazo kalırdı o da antika olurdu. Bizim paşa dedemiz ve ya ondan kalan antika bir vazomuz yoktu, ama ortak hayatlarımızın getirdiği birçok anımız vardı. Gel zaman git zaman vintage modası çıkınca bitpazarlarına nur yağmaya başladı. Hayali paşa dedelerden madalyalar tablolar çıka geldi.

Çok eskidi artık dediğin palto mesela vintage oldu yavrum, sökük mü? Vov! Yaşanmışlık da var yani…

Doğru düzgün bit pazarı var mı ?

Bu soruyu cevaplamak için biraz gezmiş azıcık da bilmiş olmak gerekiyor. Gittiğim şehirlerde bitpazarlarına önceden bakar, Program müsaitliğine göre söyle bir dolanırım. Nedenini bilmiyorum ama hoşuma gidiyor. Atina’da bir gün tesadüf olarak döner yemeye gittiğim bir yolun sonunda kendimi bitpazarında bulmuş ondan sonra Berlin, Londra, Viyana, Madrid, Milano, Barcelona, Paris, Nice, Cannes, İstanbul ve dahası…

Aralarındaki farklar zevke göre değişir. Alaçatı pazarına da gittim, Salı pazarına da, sosyete pazarına da. Bazıları var bit pazarında on liraya bulduğu tabloyu dükkanında şaheser diye bin liraya satar. Kimi yurtdışından ibrik alır getirir antika diye satar. Sahtekarlık ata sporumuz olduğundan zaman zaman çok döküntü şeylerin arasından altın gibi şeyler çıkıyor. Bizim insanımız her döküntüyü altın suyu ile boyayıp satıyor.

Atina’da bir evin deposuna inmeye korktuğumdan bakamadığım bir vitrin vardı mesela. Madrid pazarı söylenenin aksine bitpazarı değil, Alaçatı pazarından halliceydi ve biz yokuş yukarı gezmek zorunda kalmıştık. Viyana’da çok güzel opera plakları ve oyun senaryoları vardı. En güzeli hangisi dersen hepsinin birbirinden güzel tarafları ve yaşanmışlıkları var diyebilirim.

Nice pazarını gezerken en son bir noktada bir kutu içerisinde eski resimler ile karşılaştım. Tanesi bir Euro! Arkasında 1912 yazıyordu ve kel bir çocuğun bebeklik resmiydi. Bir kadının düğün resmi vardı ve hüzünle gülüyordu. Biblodan paltodan ve ya eşyadan daha hüzünlü bir durum bu. Kızılderililer ruhlarının kâğıtlara hapsedildiği düşüncesi ile resim çektirmezlerdi. Bu insanlar severek isteyerek çektirdikleri resimlerini ya atmış ya vermiş. Bir sebepten ötürü resimleri o kutuda satılan insanlardan biri olduğumu düşünerek hüzünlendim…

Hepimiz yaşam bitince bir kutuya gireceğiz elbet ama yaşarken böyle olması; anılarını bir kutuya koyup kaldırmaktan çok daha zor.

Hikmet Savatlı | The Wisdom