Kaçınız şu cümle ile bir anısına başladı? “O gün yine çok içmiştik…”. Ziyadesi ile mevcut olan anılar bende gani! Ne faydasını gördün derseniz anlatacak hikâyelerim, çıkardığım dersler oldu.
Zaman zaman başkasının gözüyle bakarım kendime dışarıdan nasıl görünüyorum diye. Belki de bilinçaltındaki “el alem ne der” psikozu!
Gençlik günlerinde oturduğum rakı sofraları gelir aklıma. İlk zamanlar kendini ispattır! Küfe ile içsem bana bir şey olmaz imajı verilmeye çalışılır. Küçük beyinli toplumlarda iyi içmek bir meziyet kabul edilir ki insana kattığı hiç bir şey yoktur. Hatta o dönem sorularımız bugün nerede rakı içiyoruz ya da telefonla aradığının kişinin “N’apıyorsun” sorusuna “Rakı içiyorum” diye cevap vermek ve ilerde “Yürüyen kadeh” lakabı ile anılmaktır.
Büyümekti rakı içmek, küçükken babamın rakısına buz atmak, oyun gibiydi. Rakı deyince güzel dayım Kara Sado’yu anmadan edemem. Yayla sohbetlerinde bir gün o güne kadar kaç şişe rakı içtiğini hesaplamaya başladı. Birden bütün masa “şu şöyle olsa bu böyle olsa bir kolide şu kadar rakı var” boyutları… E 40 tonluk bir tır boyutları şu kadardır vs… derken bir buçuk tır çıkınca babam “E Sadık fazla da değilmiş” deyince gülmekten az daha sandalyeden düşecektim…
İçki karşıtı bir yobaz asla olmadım, kararında içmeye her zaman varım. İçmeyi içirmeyi ve muhabbetini severim. Adabı ile frekansları tutturarak içeceksin.
Hikâyeler bile zamana ayak uydurur o zamanlarda. Kaçınız şu cümle ile bir anısına başladı? “O gün yine çok içmiştik…”. Ziyadesi ile mevcut olan anılar bende gani! Ne faydasını gördün derseniz anlatacak hikâyelerim, çıkardığım dersler oldu.
Gel gelelim peki ya Homeros böyle olsaydı? İlyada’ya “O gün çok içmişiz yine” diye başlasa?
Mesela…
O gün Olympos çok sıcaktı, Zeus’un yüreği yanıyordu. “Poseidon!” diye seslendi. “Dionysos’u al da gel akşama rakı içeceğiz!” (hızlı geçelim hikâyeyi). Kronos bunları tam o esnada bastığında Zeus ve Poseidon “kadeh kadeh rakıları içiyorum, bu dünyanın anasını satıyorum oh oh..” diye karşılıklı gerdan kırmaktaydılar. “Ulan keratalar demedim mi size sarayda içki içmeyin…” hani hep bir trajedi olmak durumunda ya, Zeus ve Poseidon bu duruma çok içerlerler “Baba sen de gel… Dionysos temiz iki kadeh getir babama” deseler de nafile. Kronos onları cezalandırır. Gaia ve Uranos yemekler, Prometheus onlara mangalı yakmaları için verdiği ateş, Poseidon rakıya konan su, Zeus is organizasyon yüzünden cezalandırılır. Daha sonra hepsi bir olup Kronos’u öldürerek mutluluk ve huzur içinde rakı içmeye devam ederler…
Antik Yunan’dan günümüze içki de vardı, sohbette… Yaşım olmuş 34 kimine göre bir bar taburesi üzerinde babasının öldüğü yaş. Kimine göre yolun yarısına bir sene var. Aslında isterim ruhumu bedenimden söküp renkleri birer köşeye dağıtmayı. Şimdilik sadece kendimi izliyorum dışarıdan. Belki günün birinde ben de kendi mitolojik tanrılarımı yaratırım. Bu kadar mitolojik kahraman nereden doğdu sanıyorsunuz? Bunları yazanların beyinlerindeki şarabın ortaya çıkardığı içlerindeki renklerden…
Niye anlatıyorum bunları bende bilmiyorum aklıma sebepsiz yere gelen Ali Poyrazoğlu’nun “Bir araya toplamak” şiirinden olsa gerek.
Haftanın yoğunluk ve stresini gidermek için tavsiyem bir bardak şarap, biraz peynir ve kraker. Tabi klasik takılacağım diyorsan rakı her zaman güzel bir fikirdir.
Dyonysos’a bir selam gönderir, kendi renklerini bir masanın dört köşesine dağıt aman dikkat et ortalığı dağıtmasınlar! Sen bakma el aleme bu hayat senin…
Gönlünce yaşa.
Hikmet SAVATLI



