Sonbahar ve Ben

Hikmet Savatlı - 3 Eylül 2015

‪#‎vatanısanaböldürmeyeceğiz‬

Hikmet Savatlı - 3 Eylül 2015

Özgürlüğe Çırpılan Kanatlar

Hikmet Savatlı - 3 Eylül 2015
hikmet_savatli_sömine_ve_ben_koseyazısı
vatanısanaböldğrmeyeceğiz_hikmetsavatlı_blogyazısı
hikmet_savatlı_martı_köşeyazısı

Özgürlüğe Çırpılan Kanatlar

“Öyle ölsem, öyle ölsem ki çocuklar size hiç ölüm kalmasa”

Aziz Nesin’in satırları bu sürekli kafamdan çıkaramadığım o görüntüler ile birleşiyor. Gecenin bu saatinde kalkarak böyle bir yazı yazmak, yazabiliyor olmak inan çok üzücü…

Karaya vurmuş bir çocuk cesedi…

Sıradan bir deniz canlısı olsaydın keşke be çocuk; kimsenin umursamadığı denizanası bile olabilirdin! İçi boş bir deniz kabuğu ya da üzerine basıp geçilen bir yosun. Ama ne yazık ki kırmızı tişörtün, lacivert eşofmanın ile o gelen sendin…

Nerede senin annen-baban? Kim bulur ne umutlarla çıktılar mutlu yuvalarından; saçma sapan sebeplerle koparıldıkları ait oldukları yerlerden, bilinmezliğe giderken. Belki de denizin ardında mutluluk hayalleri kuruyorlardı. Kim bilir önemli olan birlikte olmak diyorlardı. Ama olamadılar…

Birçok insan gibi, bir fotoğrafı yırtarcasına, hayattan koparılan o zavallı yavrunun fotoğrafını sosyal medyada her gördüğümde insanlığımdan utanıyorum!

Yaşadığın şehirlerde yolda, refüjlerde “yaşamaya” çalışan insanları, cam silen, peçete satan çocukları gördükçe hissettiklerim çok hafif kaldı…

İstedim ki kıyıya balina vurunca sahilde eylem yapan çevreciler tepki göstersin! İstedim ki “mesele üç beş ağaç değil bir odun!” diyen gençler tepki göstersin! İstedim ki “Seni başkan yaptırmayacağız!” diyenler tepki göstersin! İstedim ki “Evlerine ateş düşsün!” diyenler teki göstersin…

İstedim, istedim, istedim ama nafile…

Çocuğun adı Muharrem Taş, babasının Van’da cansız bedenini, bir çuval içinde, 16 Km. taşıyarak hastaneye getirdiği. Adı konulamadan 5,5 aylık ayakkabı kutusunda cansız bedeni babasına verilen bebek. Grip aşısı olmaya gidip kolu kesilen bebek.

Evden öpüp koklayarak, binbir emek ile yetiştirdikleri evlatlarını tabutlarda; tecavüze uğradıktan sonra yakılmış bedenlerini dağ eteklerinden toplayan ve bunu artık kanıksamayan insanlar olduk/oluyoruz.

Suriyeli çocuğun karaya vurduğu gün deniz olsaydım eğer, öyle bir çekilirdim ki bir daha hiçbir çocuk boğulmasın. Kanla almaktan gurur duyduğumuz topraklar olsaydım eğer tüm çocukların mutlu bir şekilde yaşayacağı bir duvar olurdum. Martı olsam bakmaya utanır, kanatlarımı koparıp o çocuğa vermek isterdim.

Dünyanın bütün servetini toplasan bir çocuktan alınan nefesi ona geri veremezsin…

İnsanlığımdan utanıyorum!

Hadi şimdi sokak hayvanları için yollara mama dökelim, sakız ya da peçete satmak ve ya camını silmek için sana yapışan çocuğa ağız dolusu bir “Ha S..tir!” çekelim. Aç olanın halinden anlamak için oruç tutalım ve yine etrafta gördüğümüz aç canlılar’ı görmezden gelelim.

Dünyada tanımadığım milyonlarca insan ölüyor; savaşlar, açlık, yaşam şartları vs… hiç biri bu çocuk kadar kalbimi yaralamadı!

Dertlerin bitti güzel çocuk, şu resimdeki martı gibi melek kanatların olsun, konduğun bu sahilden gökyüzüne hayallerine doğru kanat çırpasın. Bu arada “insan” olduğumuzu unutan bizler, hırslarımızı birbirimizden çalmak, dolandırmak ve aldatmak üzerine vaazlar verip ruhumuzu şeytana satıyor olacağız.

Hikmet SAVATLI | The Wisdom