Güneşi Gördüm

Hikmet Savatlı - 4 Nisan 2017

Adana Sokak Gastronomisi

Hikmet Savatlı - 4 Nisan 2017

Merhaba ben Aren Ege

Hikmet Savatlı - 4 Nisan 2017
hikmetsavatli_güneşigördüm_köşeyazısı
hikmetsavatli_adanasokakgastronomisi_koseyazisi
17799081_10158495647450596_27565533521844048_n

 

Geçen pazar Ankara’daydık, annesinin de çocukluğunda koşup oynamışlığı olması vesilesi ile Ege’yi her Ankara ziyaretimizde Kuğulu Parka götürürüz. Biz unutsak bile kuğulara gitmeyecek miyiz diyerek kendi hatırlatır.

İzmir’de Beyaz Balona gidiyor ve çok seviyor okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını. Anne ve babalar bilirler okullarda hastalık mevsimi olduğunu (biz de öğrendik) zamane çocukları sokaktan uzaklaştıkları için ev ortamının sterilliğinden dış dünyaya adım attıklarında dakika bir gol bir hemen bir hastalığa yakalanıveriyorlar. Ege’nin hastalığı biraz uzun sürdü ve sonunda küçük bir operasyon geçirdi (kulaklarına tüp takıldı) bu geçen sürede okulunu çok özledi. Geçtiğimiz ay doktorumuz artık okula gidebilir dediğinde kısa süreli götürüp iki saat arkadaşları ile vakit geçirmesini sağlıyorduk.

Tabi bizim arkadaşlarımızın yaşıt çocukları ile buluşup onların oyun ve kaynaşma saatini artırdığımızı da söylemeliyim.

Sokakta ayağı çıplak çocuklar at gibi sağlıkla zıplarken bizim çocuklar neden hastalanır onu hala anlayamam. Bir nesil “biz büyüdük ve kirlendi dünya…” dedi ve akabinde sokaklar elimizden alındı. Biz kapı pencere açık yatardık diyen ebeveynler evleri demirletti, alarm taktırdı, güvenlikli sitelerde ABD Başkanı gibi oturur oldu.

Okuduklarımızı, gördüklerimizi ve iyi huylarımızı geleceğimiz nesillere çocuklarımız üzerinden aktarıyoruz.

Ne istiyoruz peki? Bilimsel gerçeklere göre hayatına yön veren, aklını kullanan, iyi huylu, yardım sever idealist bir birey yaratmayı; ve ne yaparsa yapsın keyifle yapıp mutlu olmasını bilen biri olmasını diliyoruz.

Nasıl olacak demeyin çalışıyoruz işte, görgü ve eğitim ailede başladığını ve bazı şeylerin sonradan kazanılamayacağını biliyoruz.

Beyefendi olmalısın oğlum diyoruz sürekli, her zaman sakin kalabilen, her durumda aklını kullanan, hakkını arayan bir birey. Ülke genelinde gördüğünüz, sıraya kaynak yapan, trafikte terör estiren, zayıfı ezen, kul hakkı yiyen bir maganda değil!

Havanın güneşli olması parka olan ilgiyi artırmış, kuşlara o denli yem verilmiş ki kuşların konduğu dallar hafif sarkmış, ağaç altları sağanak vaziyette. Tabi böyle bir memlekette milli piyango satıcıları korunaklı yerlerde avlarının kendilerine gelmesini bekleyen sinsi birer tuzak gibi bekliyorlardı.

Önce kuşlara yem vermeyi denedik lakin kuşlar çatlamak üzere olduğundan attığımız yemler yerde kaldı. Kuğulara yem vermeyiniz tabelasına aldırış etmeden ekmek, simit vb. yiyecekler içinde yüzen kuğularla resim çekildik. 3.5 yaşında bir çocuk madem yemiyorlar bu ekmekler neden suda diye sordu, “hayvan yesin yazıktır”diyen cahil bunu akıl edemedi oysa…

Umarım kendime parkta arkadaş bulabilirim baba diyen bir çocuğu böylesine kalabalık parkta takip etmek de zor. Ya kaçırılırsa derdinden ben gözle annesi bedenen pür dikkat Ege’yi takip ediyoruz. Bizim gibi bir kaç ebeveyn daha var.

İlk olarak tırmanma duvarına koşuyor, ipi tutmadan yukarı doğru tırmanıyor. Bu sırada yukarıda başka bir çocuk Ege’nin ipi kullanmadığını görüp ipi çekiyor. Ege tırmanmaya devam ediyor. Usûlen tek sırada olması gereken bir durum var, tabi başkalarının hakkı deniz yemeyen domuz zihniyetli ebeveynler çocuklarını yaka paça, bağıra çağıra oynatmaya çalışıyor.

Ege yukarı çıkıyor göz göze geliyoruz, Rocky gibi ellerini kaldırıyor, konuşmadan anlaşıyoruz, karşılıklı gözlerimiz parlıyor. O başarmışlığı ile mutlu, ben onun mutluluğuyla mutluyum. O esnada yanındaki çocuğa dönüyor,

– “merhaba ben Ege” diyor. Arkadaş edinmenin en doğal ve medeni halinin kendini tanıtmak olduğunu biliyor ve bir cevap bekliyor… çocuk arkasını dönüp gidiyor.

-“baba, arkadaş benimle konuşmuyor ama” diyor. Sesinde küçük de olsa bir isyan var.
-“önemli değil oğlum, sen keyfine bak” diyorum. Ege kaydıraktan kayıyor, merdivenden çıkıyor, kaymak için sıra beklerken arkasına dönüyor ve,
-“merhaba ben Ege” diyor. Arkasındaki çocuk Ege yokmuş gibi onun önüne geçiyor ve kaydıraktan kayıyor. Göz göze geliyoruz, o hayal kırıklığı ile bakıyor, bense gülümsüyorum kaydıraktan kaydığında yakalıyorum.

-“eğleniyor musun Arenito?”
-“beni buraya getirdiğiniz için çok mutluyum, teşekkürler babi” diyor.
-“mutlu olduğun için seviniyorum babi, istersen eve gidebiliriz?”
-“biraz daha kalalım belki bir arkadaş bulurum” diyor ve koşup oynamaya devam ediyor.

Merdivenlerden çıkıyor, dönerli kaydıraktan kayıyor, annesinden yardım istiyor, büyük çocukların tırmandığı yerden tırmanıyor, orada tüplü kaydıraktan kaymak için bekleyen çocukların yanına gidiyor ve,

-“merhaba ben Ege” diyor, çocuklar birbirlerini tanımıyor ve oynamaya devam ediyor.

-“merhaba…”
-“merhaba…”
-“ben Ege!”

Hiç bir çocuğun Ege ile tanışmamış olmasının yanısıra, Ege’ye anlattığımız ve öğretmeye çalıştığımız nezaket kurallarından bir haber olmaları çok üzücü. Kaldı ki bu yaşlar sorumsuzca arkadaş edinme yaşıdır. Bu bağlamda yeni nesil sanki daha bi kapalı gibi geldi.

Sadece yeni nesil değil tabi…

Sizin de bildiğiniz gibi bu yaşlar çocukların soru sorma yaşı, her şeyi öğrenmek istiyorlar. Taksiye biniyoruz mesela,
-“merhaba iyi günler, şuraya gideceğim ve teşekkürler” Ege’nin bu kalıpları da öğrenmesi lazım. Takside,
-“merhaba benim adım Ege” diyor şoförden ses yok! Belli ki bir soru soracak, baba acaba bu beni duymuyor mu dedi bir sefer, ben düzelttim şöför bey sanırım seni duymadı oğlum, duysa sorulan bir soruya cevap vermemenin ayıp olduğunu bilir dedim ve sohbeti başlattım.

Tabi sadece insanlarla iletişim kurma sorunlarımız yok. Akyaka Orfoz restorandayız Ege 1,5 yaşında en büyük zevki kürdanları dökmek, dökmek dediysem masaya döküp geri dolduruyoruz… on dakika sonra, bir garson bize gelerek, sert bir ifade ile:
“Çocuğun kürdanları ziyan etmemesini sağlayın” ifadesi ile karşılaştık. Kimseyi rahatsız etmeyen bir çocuk bana göre kendi halinde kalmalıdır! Bir Ege’ye bir yukarı baktım, daha ana yemeklerimiz gelmemişti. Kibarca fırçamızı yendiğimiz için ana yemeğe yer kalmadı diyerek hesabı istemiştim. Terbiyesiz, haddini bilmeyen insanlar ne yazık ki çok sinir bozucu ve üzülerek söylemeliyim ki içinde yaşadığımız toplumun baskın genleri.

Geçen hafta, Ankara Kebap 49’da masada bulunan küllüğe tuz döken Ege’nin elinden tuzluğu elinden koparırcasına alıp, “çocuğunuza sahip çıkın!” Gibi komik bir cümle ile eşimin yanına gelme gafletine düşen komi, Ayşın tarafından gereken cevabı alarak hayatının pişmanlığını yaşadı. Beni yanlış anlamayın, 49 un yan tarafında bulunan David People’da Ege masada bulunan tuzluk ve biberliği bir bardağa döktü karışım yapmak istediğini ve kaşık istediğini şef garsona söyledi. Ben binbir özür diliyorum bu sırada Ege kaşık istedi, bir yandan masayı siliyorum tam bir kaos ama o anlayış ve nezaket yok mu… bende iki tane var abi boşver bırak oynasın o mutluysa biz de mutluyuz dedi. Hayatımda ilk defa gittiğim ve mutlu olduğum bir yerdi…

Bu sebepten yeni veya eski nesilde bulunan “öküz” genini törpülemek bizim toplumsal görevimiz olmalı.

Yaşadığımız ülkede çoğu insan pimi çekilmiş bomba gibi. Anlayışlı olmalı ve kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak insanlara öyle davranmalıyız. Samimi, sıcak ve sevecen olmalıyız. İnsan olmak demek bedenen olan birşey değildir, işin içine ruh koymak lazım…

Siz de deneyin 3.5 yaşınızdaki özgüven ve samimiyetle…

-“merhaba ben Hikmet”

Hikmet SAVATLI